16 Şubat 2009 Pazartesi




.Sanat terapisi nedir ?
Her insan sanatçı olarak doğar çünkü yaşam deneyimlerimizi gerçekleştrirken bize daima yol gösteren yaratıcılığımızdır. Sanat Terapisi kadın, erkek veya çocuk kişinin içten gelen duygularının dışarıya çağırılması ve yaratıcı alanda biçimlenerek ifade edilmesidir. Bir çocuk mum boyalarla desen yapmayı, kağıtları keserek kolaj yapmayı, kumdan kale yapmayı veya kilin üzerine parmak izlerini çıkartmayı severek yapar. Bir yetişkin “sanatçı olmak” veya “yetenekli olmak” kaygısı taşımadan bir çocuk gibi yaratıcı alanda çalışabilir. Hobi amaçlı resim yapmak veya fotoğraf çekmek bizi stresten uzaklaştırır. Günümüzde de sanat iyileştirici ve tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır.       

Sanat terapsini kimler kullanır?


Sanat terapisini herkes kullanabilir. Sanat terapisi her yaşta insanın yapabileceği bir çalışmadır. Herhangi bir grup veya toplulukta birlikte çalışılabilir.Yetenek gerektirmez. Günlük hayatın içinde kullanmak yaratıcığı destekleyen, stresten uzaklaştıran yöntemlerden biridir.
  • Stres altındayken.
  • Akıl hastalıklarında.
  • Öğrenim sürecinde engellilerle çalışılır.
  • İş alanında yöneticilere veya personele uygulanabilir.
  • Çocuklarla veya gençlerle okul veya aile sorunları için kullanılır.
  • Sanat terapisi otizm de beyin hasarların da, yeme bozuklukların da, kanser, travma sonrası stresten kaynaklanan bozukluklarda (PTSD) veya depresyon gibi daha ciddi sorunları gidermek amaçlı olarak kullanılır.
Sanatla Şifalanmak:

Resim ve heykel gibi resimsel veya boyutlu tüm sanatsal yaratılar kişinin kendisine ait bir dildir. Konuşma sınırlıdır ama görsel dilde ifade sınırsızdır ve şifacıdır. Her insan sanatçıdır, önce kendi yaşamının yaratıcısıdır. Duyguları kullanmak, düşünceleri hissetmenin en iyi aracı içten geleni yaratıcı aktivitelere aktarmaktır. hayallerimizden, rüyalarımızdan veya fantezilerimizden gelen sembolik imgeleri görünür hale getirdiğimizde onları somutlaştırmış oluruz. Onlar bizim için bilgeliğin habercisi, karanlıktaki yol gösteren ışık, öğretmen ve arkadaştırlar. Ruhumuzdan taşınan görselleri biçimlendirmek bilince açılmanın ve farkındalıklarımız geliştirmenin yollarından biridir. Kişi kendini ifade ederken bastırılmış olanı dışarıya çıkartır ve onu orada iyileştirir. Sanatla alınan yol çok geniştir ve sonsuz kilometrelerdir.

Görsel düşünmek, yaratmak:


Bir yetişkin geçmişi anımsadığında yer, sesler ve koku içindeymiş gibi gerçek hisleriyle deneyimler. Görsel düşünmek hislerimizi, düşüncelerimizi, bizim evrenimizi oluşan dünyayı organize etmeye yarar. Geceleri gördüğümüz düşlerin görsel referanslarıyla gündüzleri planlarımızı oluştururuz. Geçmiş yaşam deneyimleri, kültürel ve yaşama bakış açısı kişiseldir, gerçek sanat da kişiseldir. Sanatsal imgenin anlamı gözün yakaladığı gerçektir, insanın kendini ifade etmek için seçtiği bir yoldur. Sanat yapmak duygusal stres, gerilim veya anksiyete durumlarını düzeltmeye yardım eder. Bilinen yaratıcı aktiviteler beyindeki seratonin seviyesini düzenler. Yaratıcılıkla çalışmak, görsel sanat ve müzik gelişmekte olan entelektüel fonksiyonların kendisini açığa çıkartmasına yardım eder. Beyinin iki parçası da birlikte daha iyi çalışır.Araştırmacılar uzun bir süre beyinin iki yarısının birbirinden ayrı çalıştığına inandılar. Sol yarı küre daha önemli yarı küre olarak göz önüne alındı. Matematik, yazarlık, konuşma, analitik ve sözlü görevler, özellikli aktiviteler sol beyine ait olanlardı. Sağ taraf görsel ve duyusal (emosyonel) vasıflara sahipti ve daha az bir fonksiyona sahip olduğu düşünülüyordu. Yaratıcılıkla çalışmak, görsel sanatlar, müzik gelişmekte olan entelektüel fonksiyonların kendisini açığa çıkarmasına yardım eder. Böylece beynin her iki yarısı da birlikte daha iyi çalışır, iki lobun arasında sağlıklı dengede bir iletişim kurulur. Corpus Callosum oluşur. Eğitim sürecin de bizim sözel ve analitik olarak ilerlememizi sağlayan duygusal ve sanatsal yanımız tarafından beslenen yaratıcı aktivitelerdir. Sözsellik ve görsellik bir çifttir, biri diğerini kuvvetlendirir.Son dönemde radikal cerrahi yöntemleri bazı durumlarda beyinin sol yarısını silmek zorunda kalır veya bir kaza neticesinde ya da epileptik durumda beyinin sol yarısı çalışamaz hale gelebilir. Raporlara göre beyinin sol yarısı çalışmaz hale gelince sağ yarıküre sol tarafın görevlerini üstlenir. Ellerle yapılan yaratıcı aktivitelerin bu süreci hızlandırdığı gibi aynı zamanda da geliştirdiği gözlemlenmiştir.

Sanat terapisine giriş:


Birçok çocuk resim veya yaratıcı malzemeleri gördüğünde hemen işe girişir ve kolayca birçok iş çıkartır. Bir çocuk için resim yapmak çok kolay ve içten gelen bir davranıştır ve kelimelerden önce gelir. Çocuklar kelimelerle açıklayamadıklarını boyayarak ve çizerek ifade ederler. Yetişkinler ise bazı nedenlerden dolayı çocukluklarındaki gibi kolayca resim yapamaz ve yaratıcı aktivitelerde işe başlarken zorlanır. Benim en çok duyduğum “Ben resim yapamam yeteneğim yok” cümlesi olmuştur. Oysa hiçbir çocuk bunu düşünmeden resim yapar ve malzemeleri bitene veya ilgi odağı değişene kadar çalışır. Bir yetişkinin yaratıcı aktivitelere girememesinin de ki önemli faktörlerden biri çocukluk yıllarında bir aile büyüğü veya öğretmeni tarafından şevkinin kırılmasıdır. Başka birisin yaptığının onunkinden daha başarılı olduğunun söylenmesi veya yeteneksiz olarak değerlendirilmesidir. Oysa bütün çocuklar çok güzel resim yaparlar.
1-Yaratıcılığı tanımlayabilir misiniz?
2-Yaratıcı birisi olduğunuz düşündünüz mü?
3-Eğer olsaydınız nasıl bir yaratıcı karakter olurdunuz? Hayatınızda kimin yaratıcı olduğunu düşünüyorsunuz?
4-İçinizden gelen yaratıcılık nedir? Hangisidir?
5-Yaratıcılığınızın geçen zaman içinde değiştiğini ve geliştiğini düşünüyor musunuz?
6-Özellikle bazı şeyler yaratıcılığınıza ilham veriyor mu? Daha fazla yaratıcı olduğunuzda kendinizi mutlu hissediyor musunuz yoksa diğer duygularınız mı yönetiyor sizi? Tek başınıza veya grupla çalışırken mi yaratıcı daha yaratıcı oluyorsunuz?
7-Yaratıcı olmadığınız zaman kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
8-Bir yaratıcı aktivitenin peşine düştünüz ama erteliyor musunuz? Bu nedir ve bunu yapmayı durduran nedir? Bir yaratıcı projeye başladınız ve asla bitiremediniz mi?Sanat terapisi yaratıcılığı orijinal ve imgesel sanat çalışmalarına yönlendirir. Bir taklit deneyimi veya bazı yöntemleri izlemek değildir. Başarılı bir eseri kopyalamak kendini başarılı, hoşnut hissettirebilir ama kişisel düş/imgelem gücünün gelişimine olanak sağlamaz. Kendinize ait imgelerle hareket ederek bilinmeyeni keşfedin. Bu riski almak sınırları bırakmayı, limitleri zorlamayı ve yeni fikirler geliştirmeyi sağlayacaktır.

Çalışmaya başlarken:


Bir sanat terapisti ile çalışmıyor veya bir sanat terapisi aktivitesine katılmadan başlamak istiyorsanız. Çantanızda bir sanat kiti taşıyabilirsiniz. Bu kitin içinde bir küçük desen defteri, bir 3B desen kalemi, silgi taşımanız yeterli olabilir. İşi biraz daha ileri götürmek isterseniz küçük boy renkli kalemler de kitinize ekleyebilirsiniz. Bir bekleme salonunu bu durum için değerlendirilebilecek en iyi ortamdır. Yaratıcılığın %5’ i ilham ,% 95 algılamadır.Gözlemlediklerinizi, algıladıklarınızı desenleyin. İyi-kötü diye düşünmeyin. Sanat yapmak her şeyden önce sezgisel bir süreçtir ve sezgilere güvenmeyi gerektirir. Sezgilerinize güvenin.Evde yaratıcı mabet oluşturmak: evimizde yaratıcı bir alan oluşturmak dünyanın en zevkli işlerinden biridir. Bunun için birkaç ayakkabı kutusuna gereksinimiz vardır, kutular boyut nedeni ile yetmezse gene yaratıcılığımızı kullanarak daha değişik saklama koşulları da elde edebiliriz. Evde kullanmayacağımız veya çöp olarak gözüken ambalaj kâğıtlarını, kutular, havlu kâğıt gibi ruloların kartonları ve sizin yaratıcılığınız kullanarak dönüştürebileceğiniz her şeyi biriktirin ve tabi daha sonra size listeleyeceğim iştah kabartan sanatsal malzemeler. Çalışma ortamı örneğin mutfak masası olabilir, aydınlık ve güven verici bir ortam seçmenizde yarar vardır ama her koşulda yaratıcılık kullanılabilir.

Meditasyon:


Çalışmaya başlarken grupla veya tek başına önce bir meditasyonla dış dünyanın bizim yaşamımıza getirdiği telaştan, zihinsel karmaşadan arınmak ve yapacağımız işe zevkle odaklanabilmemiz için meditasyon yapmayı öneriyorum. Daha önce meditasyon yapmadıysanız ilk birkaç meditasyonu deneyimli birisiyle yapmalısınız.Nefes, özellikle köke kadar alınan veya en azından mide ve diyafram nefesi çok değerlidir. Bilmiyorsanız öğrenmenizi tavsiye ederim.

1-Rahat bir sandalyeye dik olabilecek biçimde oturun, mümkünse ayakkabılarınızı çıkartın üzerinizde sizi sıkabilecek kemer vb aksesuarları gevşetin. Kan dolaşımınız rahat olsun. Derin nefes alın, burnunuzdan ve sakin ve yavaş bir biçimde verin. Gözlerinizi kapatın, nefesinize odaklanın, yaklaşık üç dakika kadar.

2- Sakince nefes alıp vermeye devam ederken yavaş ve teker teker yüz kaslarınızın gevşediğini hissedin. Çenenizi gevşetin. Ağzınız hafifçe aralanabilir.

3-Yüzünüzü ve boynunuzu gevşetin, başınızı yavaşça kendi etrafında çevirin iyice gevşediğini hissedin.

4- Omuzlarınızı yavaşça çevirerek gevşetin, ellerinizi iki yana açın ve sonra göğsünüzde birleştirin ve daha sonra karnınıza indirin.

5-Ellerinizi yavaşça dizlerinize indirin.

6-başınızdan başlayarak omurgalarınıza odaklanın ve her omurunuzu tek-tek gevşetin. Kuyruğunuzun ucuna kadar rahatlayın.

7-Dizlerinize geri dönün ve onları gevşetin bacaklarınızın, ayak bileklerinizin ve ayaklarınızın gevşediğini hissedin.Gözlerinizi açmadan ve sakin nefes almaya devam ederken gözünüzde canlanan renklere ve imgelere odaklanmaya çalışın. Birkaç dakika bunu yaptıktan sonra zevkli neşeli, keyifli bir müziğin eşliğinde, malzemelerinizi keşfe çıkın. İmgeler gelmişken onları orada biçimlendirin.

Yaratıcı aktivite malzemelerimiz nelerdir?


Sanat işlerini üretirken ne kadar çok yaratıcığınızı özgürleştirirseniz o kadar çok malzemeye açık olacaksınızdır. Bir kez yaratmaya başlayın çevrenizdeki her şeyi yaratıcı aktivitenizin içine almaya başlayacaksınız.Başlangıç için gerekli malzemeler:


  • Yağlı pastel, krayon, küçük bir kutu tebeşir (resimde kullanılan kuru pastele benzeyen tebeşir), 3B desen kalemi, suluboya, orta ve ince kalınlıkta iki adet yumuşak suluboya fırçası, küçük bir akrilik seti veya kırmızı-sarı-mavi-yeşil-beyaz-siyah akrilik tüpleri, bir kutu renkli kalem, marker seti. Bunların hepsini başlarken kullanmayabilirsiniz. Yavaş bir süreçte gelişmeye bırakabilirsiniz.

  • Kolâj yapmak için çeşitli fotoğraflar, aile fotoğrafları fotokopileri, magazin dergilerinden kesilmiş parçalar ve çeşitli renkli parçalar. Ayrıca doğadan toplanmış kuru dallar, yapraklar, deniz kabukları ve benzer parçalar.

  • Çeşitli renklerde kâğıtları, fon kâğıtları, krepon kâğıtları.

  • Makas ve yapıştırıcı.

  • Çeşitli boylarda resim defterleri veya üzerine rahatça çalışabileceğiniz çeşitli boylarda desen ve resim kâğıtları.( Acitfree-asitlenmemiş)Gerisi sizin yaratıcılığınızı çağırmanız ve malzemelerle bir çocuk gibi barışık oynamanız.


Sanat terapisinin yolculuğu:


Sanat terapisi sanat, sanat tarihi, antropoloji, psikoloji ve psikiyatri gibi birçok tarlanın ürününü birlikte sürer ve hasat eder. Sanat antik çağdan beri tedavinin içinde rol oynamıştır ve şifa ritüellerinin simgesel anlatımlarla önemli bir parçası olmuştur. Sanat insanın temel dürtülerinden biridir ve sosyal iletişimi sağlayan doğal bir dildir.Erken yazı döneminde Mısır Hiyeroglifleri’ n de olduğu gibi kuş, hayvanlar vb. resimli objeler kullanılıyordu. Sümerler çivi yazısını kullanıyorlardı, Maya kültürü logogram kullanıyordu, antik ve çağdaş Çin yazı karakterleri de diğer örnekler gibidir. İnsanlar yirmi bin yıl önce işaretle ve imgelerle çok amaçlı yapıtlar oluşturdular. Bunlar çoğunlukla büyüsel ya da şifa amaçlı semboller ve imgelerdi. Taş devri insanları mağara duvarlarına figürler ve simgeler çalıştılar, kendilerini çevreden, hayvanlardan, bilinmeyen güçlerden, felaketlerden koruyan büyü amaçlı tasarlanmış sanat yarattılar, Sadece barınak ve gereç değil, onlar aynı zamanda imgeler de ürettiler. İnsanlar kendilerini şeytanlardan, felaketlerden korumak, hislerinin gücünü kontrol edebilmek veya yapılacak bir avın başarıyla sonuçlanabilmesi için büyüsel sanat yarattılar. Bulunan mağara resimlerindeki av sahneleri muhtemelen büyüsel bir ayinin sembolleri olarak oluşturulmuşlardı. Antik Mısır’ da mumya tabutlarının üzerlerine koruma amaçlı simgeler yerleştirdiler. İsa’ dan önceki ikinci milenyum da Hititler büyüsel ayinlerin de çeşitli renklerde yünler kullanıyorlardı. Birçok kültürde kendini saklamak ve özel güçlere dua etmek için maske giyildi ve yapıldı. Afrika toplumunda maskelerle atalarının koruyucu güçleriyle bağlantıya geçebildiklerine inanıyorlardı.İlk aydınlanma devirlerinde olduğu gibi sanat günümüzde de gerek fiziksel gerek psikolojik rahatlamayı sağlayan sembollerden oluşmuş bir şifa kürüdür. Örneğin Navajo’ lar müzik, dans ve kum resmini spesifik bir hastalığın spesifik tedavisi için beraber kullanırlar. Tibetliler Mandala formunda çalıştıkları kum resmini dualara ve acıları dindirmeğe odaklanarak şifa vermek amaçlı yaparlar. Kum resminde odak alınan elementler görsel sembollerle dikkatti şifanın transformasyonuna yönlendirmektir. Şamanlar bedendeki zararlı ve sağlıksız elementleri dışarıya taşıyabilmek hem bedeni hem de ruhu tedavi etmek için ritüellerin de imgeler kullanırlar. Şamanlar görsel sembolleri faydalı hale dönüştürmek için ruhtan gelen bir seremoni, kıyafetlerle yaptıkları ritüelle hem farklı bir bilincin oluşmasını hem de şifanın gelişini sağlar. Şamanlar sanat terapisi alanıyla kurdukları güçlü bir bağlantıyla imaj oluşturarak şifayı ve sağaltımı biçimlendirir.Sanat antik çağlarda ve günümüz de fiziksel ve psikolojik tedavinin içinde yer aldı. Önleyici bir tedbir olarak, bazen ilaç olarak kendini korumak amaçlı, sezgisel korunmayı sağlamak amaçlı olarak insanlara eşlik etti. İnsanlık tarihinin başından beri görsel imgeler ve semboller evrensel bir dil oluşturmuştur. Dünyanın farklı kültürlerin de ve ayrı topraklarında benzer işaretler ve konfigürasyonlar (kümelenmiş biçimler) çok eskiden beri kullanılmaktadır. Örneğin eşmerkezli çemberler ( çember içinde çember) İspanya’ da, İtalya’ da, Avustralya’ da, Endonezya’ da, Afrika’ da, Türkiye’ de ve Amerika’da bulunmuştur. Diğer yontular ve biçimler spiraller de çeşitli kültürlerde kullanılmıştır.


Sanat ve akıl hastalığı:


Sanat terapisi antik çağlarda geleneksel bir yöntem ve aynı zamanda da günümüzde de çağdaş psikiyatrinin bir parçasıdır. 20. Yüzyılın ilk yarısında artan bir biçimde imgeler, insan hisleri ve bilinçdışı ile ilgilenmeye başladı. Bu inancın neticesinde sanatla insanın iç dünyasındaki doğa dışa vurulmaya başladı. Fransız psikiyatristler hastalar, çocuklar, primitif sanatçılar arasında bağlantı olduğunu fark ettiler. 1912 den önce Avrupa’ lı psikiyatristler Emil Kraepelin ve Karl Jaspers hastaların desen çalışmalarının psikopatalojilerini anlatmaya yardım ettiğini gözlemlediler. Fakat tin ve görsel dışavurumun kapısında ki kilit Sigmunt Freud’ un geliştirdiği bilinçaltı ve rüyalardan imgelerinden yararlanarak yazdığı teorilere kadar açılamadı. Freud hastalarıyla rüyalarını betimlerken dilin yetersiz kaldığı yerleri çizim yaparak anlatmalarını söyleyerek kayıtlar oluşturdu. Bu gözlem insan ruhunu ve iç dünyasını sanatsal dışavurumla anlamanın yolunu oluşturdu ve ilham verdi. Freud aynı zamanda sanatsal kavramları klinik çalışmalarının içine aldı. Kendi çalışmalar ve görsel çalışmalar üzerine birçok teori üretti.Daha sonra Carl Jung kolektif bilinçdışı kavramlarını, haç kültürü sembollerini ve arketipleri, sanatın ve mitolojinin içinden gelenleri inceledi. Sanat Jung’ un kişisel ilgi alanıydı, desen, resim, yontma sanatları hayatının içindeydi. Rüyalarını görsel sanatlarla kaydetti ve deneyimledi. Junk görsel sanatların koşulların da kendini anlamayı ve duygularına ulaşmayı deneyimledi. Bilinçdışı çalışan zihnin bu yolla dönüşebileceğini ve iyileşebileceğini gördü. Jung bilinçli duyguların yüklü imgelerinin çok önemli olduğuna inanırdı, çünkü eğer bilinçaltı bırakılırsa kişinin davranışlarında olumsuz yansımalara neden oluyordu. O rüyalarını, anılarını, bilinçaltında saklananları sanat aracılığıyla dışarıya taşıdı ve sanatsal imgelerle hissetti.Jung özellikle hastalarda ve kendisinde sanatla çalışırken özellikle mandala ve çembersi formlar (magic circle/ büyülü çember) üzerinde durdu. Freud’ dan farkı Jung hastalarını sıklıkla rüya imgelerini desenlemeleri için yüreklendirdi. “Bizden önce olanı görmek için resim yap” ve “İçselliğimiz de gördüğümüzün resmini yapmak alternatif sanattır” dedi. Sonuçta Jung imgelerle ruhun arasındaki bağlantıyı anladı. Yaradılışta var olan evrensel simgeleri, arketiplerin simgelerinin içindekileri anlayabilmek için geliştirdi. Freud ve Jung psikanalitik uzmanlığın içine ve psikiyatrik topluluğun içine rüyaları ve sanatsal imgeleri genel ilgi alanı olarak aldı ve yerleştirdi. Freud ve Jung psikoterapiye başlarken dilin her zaman yeterli olmadığını, hayaller ve sanatsal biçimlerin sözlere yardım ettiğini not ettiler.19. yüzyılın sonlarında akıl hastası insanlarla sanatsal çalışmalara ilgi başlamıştı. Oldukça saygın Fransız psikiyatrist Ambroise Tardieu 1872’ de akıl hastalıkları üzerine yayınladığı kitapta akıl hastalarının sanat yapıtlarında benzer özellikler kullandığından söz etmişti. 1876 ve 1888’ de Fransız psikiyatrist Paul Max Simon akıl hastalarıyla yaptığı desen çalışmalarında daha kapsamlı bir dizin ortaya çıktığını açıklamıştı. Simon, “sanat ve psikiyatrinin babası” olarak nitelendirilebilir ve bunu kanıtlayan akıl hastalarıyla çalışılmış çok büyük bir resim koleksiyonuna sahipti.1920’ lerde Hans Prinzhorn psikiyatristlikten sanat tarihçiliğine döndü. Diğer doktorlardan ve hastanelerden ( Almanya, İsviçre, Avusturya ve Hollanda) gelen ve kendi hastalarının yaptığı resim, desen ve heykellerden 5000 den fazla parçayı koleksiyon haline getirdi. 500 den fazla hastanın çalışmalarıydı bu parçalar. Daha sonra Prinzhorn’ un öncülüğünde bu eserler insan içine çıkmaya başladı. Bilinen çağdaş fenomen dışarıdaki sanat “Zihinsel Sanatsallık III” oluştu. Prinzhorn koleksiyonuna daha çok psikopatolojik sanatçıların işlerini aldı. İnsanlığın temel ihtiyaçlarının kendi dışavurumu, ilişkiler ve görsel biçimleri içeren oyun, dekorasyon, semboller ve fikirlerin organize edilmesi olduğuna inandı. Prinzhorn akıl hastası olsun olmasın tüm insanların sanat yapımında ki yaratıcı sürecin psikolojik bütünlüğü ve iyi hissetmeyi sağladığını gözlemledi. Bu sanat eserlerinin “evrensel yaratım dürtüsü” olduklarını ve sanatınla kendini ifade ederek hastalığın dertlerini anlattıklarını düşünerek koruma altına aldı.Prinzhorn’ la, Jung’ un arketipler (ilk örnek) ve kolektif bilinçdışı ile ilgili düşünceleri birbirine uyuyordu. Bunlarla aynı zamanda İsviçreli psikiyatrist Walter Morgenthaler akıl hastalarının sanat işlerini biriktirmeye başlamıştı ve Adolf Wolfli ile birlikte bir sanat kitabı yayınladı. Wolfli 30 yıldan fazla bir psikiyatri kliniğine kapatılmıştı, ona ait karmaşıklık, renkler ve detaylarla çok sayıda desen yaptı. Wolfli biçimsel sanat çalışmıyordu, kendiliğinden ve malzemeler bitine kadar iş üretiyordu.Sanatsal dışavurumun psikopatolojisine olan ilgi içinde bulunduğumuz zamana kadar taşındı. Sanat tarihçilerinin, psikiyatristlerin, akıl hastalıkları uzmanlarının ve sanatçıların üzerinde akıl hastası insanların sanat eserlerinin büyüsü devam etmektedir. Buradaki en önemli çekicilik bu işlerin biçimsel olmayışı ve kendiliğinden gelişen işler yaratılmasıdır. Bu eserler güzel gözükmekle beraber bazı sanatçılar ve sanat tarihçileri tarafından naif ve primitif olarak değerlendirilmektedir.

Kaynakça: Cathy Malchiodi- The Art Therapy Sourcebook

Vincent Van Gogh
Vincent Van Gogh

Sanatçılar; Yaratıcılık ve delilik:


Eğer sanat tarihi ile ilgilendiyseniz sanatçıların özgeçmişlerini bilirsiniz. Birçoğunun duygusal karmaşa içinde olduğunu ve acı çektiğini göreceksiniz. Birçok soru delilik ve yaratıcılık arasındaki bağlantıda oluşur. Plato sanatçıların “Tanrıların ilahi deliliği” ile donatılmış olduklarını, akla gelen daha olumlu bir bakış açısı ile yetenek ve aynı zamanda kaliteli bir kişilik veya verilmiş tanrısal bir hediye olduğunu düşünebiliriz diye not etmiş.Gerçek olan birçok ünlü yazar, besteci, ressam, heykeltıraşın ruhsal hastalıklardan özellikle depresyon veya manik depresif bozukluklardan acı çektikleridir. Araştırmalarda bazı ruhsal hastalığı olan insanların yaratıcılıklarının ortaya çıktığını gözlemlenmiştir.En iyi bilinen duygu durum bozukluğundan kaynaklanan zara gören sanatçı Vincent Van Gogh’ tur. Van Gogh’ un ailesi de depresyon ve manik depresyon hastalıklarını çekmişlerdi. Ağabeysi Teo depresifti, erkek kardeşi Cornelius raporlara göre intihar girişimlerinde bulunmuştu ve kız kardeşi Wilhelmina’ nın psikotik bir hastalığı vardı, muhtemelen şizofrendi. Van Gogh’ un biyografisinde ki raporlara göre çocukluğundan beri depresifti ve bunu yetişkinliğine taşıdı. Hüznünün içsel karmaşasının onu resim yapmaya körüklediğine inanılıyordu. Manik durumlarda iken sekizyüz çalışma ile sanatçı kariyerini oluşturdu, yaşamının son yılında dörtyüz çalışma üretti. Vincent manik depresif görünüyordu ama ona yüzün üzerinde teşhis kondu. Bunlardan bazıları şizofreni, beyin tümörü, absent bağımlılığı, epilepsi, frengi olmasına rağmen daha çok manik depresyon üzerinde duruldu. Vincent’ in raporlarında bilincini kaybettiği sırada her şey kararıyor, kendi sesini duyabiliyor, saldırgan hale geliyor ve yön tayini yapamayacak hale geliyordu. Terebentin veya birçok zehirli resim malzemesini içerek çok kez intihar girişiminde bulunmuştu.Uzun yıllar Vincent Van Gogh’ un tarzı resimlerindeki imgelerle ve onun depresif davranışlarındaki bağlantısı ile ilgili birçok spekülasyon yapıldı. Van Gogh hakkında bilinenler tarihin açıkladıkları ve onun duygusal karmaşa içindeyken yazdıklarıdır. Sanat tarihçileri ve psikologlar onun kıvrımlı fırça darbelerini manik bölümdeyken ortaya çıktığını işaret ettiler. Hayatının son yazında mektubuna “ Huzursuz gökyüzünün altında, uçsuz bucaksız buğday tarlalarında resim yapıyorum. Hüzün, sonsuzluk ve yalnızlığı vurgulamaktan çekinmedim.” yazmıştı. Van Gogh’ un son resmi “ Buğday tarlası ve kargalar” ın da karanlık bir gökyüzü, fırtınalı bir hava, büyük kanatlı siyah kargalar betimledi. Büyük ihtimalle karmaşa içersindeki duyguları ve beklemedeki intiharının işaretiydi.Van Gogh gibi vakalar ve diğerleri sanat ve hastalıklar arasındaki bağlantıya karşı insanlarda merak uyandırdı ve birçok soru doğurdu “Psikolojik sorunların ve duygusal bunalımların yansıması nasıl sanatsal dışavurum oluyordu?” . Bazı düşünceler ve bazı kimselerin sanat yaparken psikolojik sorunlara ve duygusal bunalımlara itibar ettiğini iddia etti. Kuşkusuz göz önünde bulundurursak dünyanın en önemli sanat yapıtlarını çıkarmış olan Van Gogh’ un çalışmaları duygusal acılardan geliyordu. Birçok sanatçı talihsizliklerini ilham alarak sanatsal çalışmalarını sürdürdü.Ama yaratıcılık her zaman duygusal karmaşalardan meydana gelmez. “Yaratıcılık Cesareti” nin yazarı Rollo May yaratıcılığın keşfi hastalıklı olanı yansıtmak değildir, normal bir insanın gündelik olaylarının dışa vurumu da değildir” diyor. May’ in gözlemlerine göre yaratıcı insanlar üzüntü, sıkıntı içindeyken özel olabiliyorlar ve yeteneklerini yaratıcı çalışmalara dönüştürebiliyorlar.İnsanları daha çok yaratıcı olmaya getiren zihinsel hastalıklar mı? Sonuca varmayan bağlantılar gösteriyor ki raporlara göre sanatçılar depresyon gibi bir duygu durum bozukluğunda daha çok ilham alabiliyor ve yaratıcı düşünebiliyor ama yaratıcılığın kaynağı sadece duygusal karmaşa değil. Gerçek olan bazı insanların dönüşümlerindeki mücadeleye yardım ediyor, duygusal baskılarına çare buluyor, kişisel krizlerini keşfettiriyor, psikolojik karmaşayı ve acıyı gidermeye yardım ediyor.Birçok bilgin de yaratıcılık ve delilikten gelen sanatsal deha ile duygusal bozuklukla bağlantılıydı. Onlar da ruhsal hastalığı ve travmatik deneyimleri olan birçok insan gibi kurtuluşu sanatta buldular. Yaratıcılığın anlamı onlar için endişeyi, depresyonu ve rahatsız duyguları, daha çok psikolojik sorunları silmekti.


Jacson Pollock -Aksiyon resmi



Jackson Pollock

Sanat akımları ve dışarıda bırakılanlar:

Sanatçılar daima kendi imgelerinin anlamlarını ve yaratıcılığın tedavi ve çare bulma gücünü araştırdı. Psikiyatrinin ve psikolojinin güçlü etkisi yirminci yüzyılın başlarında birçok sanatçının çalışmalarında görüldü.Sürrealizm, yirminci yüzyıl stili olarak Freudyen psikolojiden etkilendi. İmgelerin dayanağı ve fikri bilinçdışı ve bilinçaltından geliyordu. Salvador Dali ve Max Ernst sembolik imgeleri çalışmalarının içine aldı. Sürrealizm’ in aranır ve şok edici içeriği rüyaların içindeki basit deneyimlerden gelen imgelerdi. Joan Miro gibi bazı sanatçılar otomatik desen yapma tekniği ile ilgileniyorlardı. Bilinçaltından gelen spontan veya otomatik desen yapmanın zenginliğine inandılar. Daha sonra Jackson Pollock (Psikanalizin ünlü “damlatma resmi” nin geliştiği dönem) psişik otomatizm diye adlandırdığı içsel düşüncelerinin dışavurumunu tuvale döktü. Kolayca anlaşılamayan bu yöntem bilinçaltından gelen imgeler ve denetlenemeyen hareketlerle akıma geçerek yapılan resimlerdir. Pollock ve onun gibi birçok çağdaşçı bilinçaltı oyunların sanat üzerinde majör rol aldığına kani oldular. Ekspresyonizm duyguların anlatıldığı bir sanat hareketi olarak tanımlandı, aynı zamanda sanatçının içsel dünyasını da araştırmanın altını çizdi. En çok Paul Goguin’ in ve Vincent Van Gogh’ un çalışmaları açık seçik ekspresyonistikdi çünkü onlar duygu yüklü renkler ve fırça darbeleriyle resim yaptılar. Yirminci yüzyılın başlarında Wassily Kandinsky ve diğer ressamlar, soyut biçimler ve hislerle iletişim kuran saf renkler kullandılar ve seyirciyi duygusal tepkiye davet ettiler. Kandinsky ona mahsus olarak araştırdığı spirtualite ve psikoloji ilişkisinin içinden çıkan etkileyici ve spontan renkleri biçimleri, çizgileri kullandı. Bilinçaltı düşünceden özgürce taşanları çalışmalarına yansıtmaya inandı.Kandinsky diğer ekspresyonistler ve sürrealist ressamlar sanatı psikolojik temele dayalı spontan olarak icra eden bir topluluk olmuşlardı. Bu yöntem odaklanmadan veya sansür koymadan düşüncelerden dökülenlere bilinçli olarak izin vermektir. Bu topluluk aynı zamanda Freud’ un “bilinçaltı zihni anlamak” ve “insan davranış biçimi klinik yöntemleri” araştırmasından oluşuyordu. Psikiyatri zihnin içsel çalışmalarını anlamaya girişmişken aynı anda sanatçılar çalışmalarındaki imgeleri gözler önüne seriyordu.Diğer sanatçılar sanatçı olmadan çocuklar ve aklı hastaları gibi spontanlığı keşfediyorlardı. Jean Dubuffet ve onun gibi birçok sanatçı “çiğ sanat” (art in the raw) akımını çıkarttılar. Dubuffet, Prinzhorn ve Morgenthaler koleksiyonundan etkilendi, çocukların ve ruh hastalarının sanat yapıtlarına dayanarak yarattı. Tek ve seçkin çalışmalardan oluşan bu akım günümüz sanatçılarına, sanat tarihçilerine, eleştirmenlere yansıdı. Dışarıda bırakılanların sanatına değer biçmeye ve bilgilenmeye götürdü. Dışarıda bırakılanlar önemli bir kavramdır. Bu sanat yapıtları, içinde bulunduğu durum veya yetersizlikleri insan deneyimleriyle paylaşmayı kabul ettirdi. Toplum içinde sıra dışı olanları, mahpusları, fiziksel engellileri ve yaşlıları da kabul ettirdi.


Salvador Dali ve kedisi

Salvador Dali - "Uçuşan Yabanarısı Salvador "

Salvador Dali - "Manzara resmi"
Somnur van der Kraan kimdir:

1982–87 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nde öğrenim gördü. 1987 de amatör bir tiyatroda dekor ve kostüm üzerine çalışmalarını sürdürürken, Metin Deniz Atölyesi’ne geçti. Burada sahne dekoru, sahne kostümü, sanat yönetmenliği ve heykel çalışmaları yaptı ve profesyonel alanda devam etti. 1. İstanbul Bienali’ nin kuruluş aşaması ve etkinlik çalışmalarının içinde yer aldı. 1990 yılında çocuklarla ve yetişkinlerle özel resim ders ve atölye çalışmları yapmaya başladı. 1994 yılında Almanya Karlsruhe Müzesi’nde kostüm çalışmaları yaptı. 1999 yılından itibaren bu güne kadar İstanbul, Bodrum ve ABD’de 13 kişisel sergi gerçekleştirdi. Biri 2002 yılında Washington DC International Visions The Gallery ve diğeri 2006 yılında The Gallery at The Marmara Manhattan’da olmak üzere ABD’de iki kişisel sergi açtı. 2006 yılında Bodrum’da Uçan Üniversite isimli çağdaş sanat grubunun kurulmasına önayak oldu. 2007 yılında galeri yöneticiliği yaptı. On yılı aşkın bir süredir çeşitli yayın kuruluşlarında makaleler yazmakta. Sanatsal etkinliklerini sürdürürken aynı zamanda alternatif terapiler, hastalanmadan yaşam, sanat terapisi, yoga konularıyla ilgilendi, çalışmalara workshoplara katıldı. 2005 yılında, 1985 yılından beri ilgilendiği Sanat Terapisi çalışmalarına 2010 yılına kadar  sanat terapisi çalışmalarını Bodrum' da devam ettirdi. 2010 yılından itibaren Hollanda’da yasamını sürdürmektedir.