16 Şubat 2009 Pazartesi

Sanat akımları ve dışarıda bırakılanlar:

Sanatçılar daima kendi imgelerinin anlamlarını ve yaratıcılığın tedavi ve çare bulma gücünü araştırdı. Psikiyatrinin ve psikolojinin güçlü etkisi yirminci yüzyılın başlarında birçok sanatçının çalışmalarında görüldü.Sürrealizm, yirminci yüzyıl stili olarak Freudyen psikolojiden etkilendi. İmgelerin dayanağı ve fikri bilinçdışı ve bilinçaltından geliyordu. Salvador Dali ve Max Ernst sembolik imgeleri çalışmalarının içine aldı. Sürrealizm’ in aranır ve şok edici içeriği rüyaların içindeki basit deneyimlerden gelen imgelerdi. Joan Miro gibi bazı sanatçılar otomatik desen yapma tekniği ile ilgileniyorlardı. Bilinçaltından gelen spontan veya otomatik desen yapmanın zenginliğine inandılar. Daha sonra Jackson Pollock (Psikanalizin ünlü “damlatma resmi” nin geliştiği dönem) psişik otomatizm diye adlandırdığı içsel düşüncelerinin dışavurumunu tuvale döktü. Kolayca anlaşılamayan bu yöntem bilinçaltından gelen imgeler ve denetlenemeyen hareketlerle akıma geçerek yapılan resimlerdir. Pollock ve onun gibi birçok çağdaşçı bilinçaltı oyunların sanat üzerinde majör rol aldığına kani oldular. Ekspresyonizm duyguların anlatıldığı bir sanat hareketi olarak tanımlandı, aynı zamanda sanatçının içsel dünyasını da araştırmanın altını çizdi. En çok Paul Goguin’ in ve Vincent Van Gogh’ un çalışmaları açık seçik ekspresyonistikdi çünkü onlar duygu yüklü renkler ve fırça darbeleriyle resim yaptılar. Yirminci yüzyılın başlarında Wassily Kandinsky ve diğer ressamlar, soyut biçimler ve hislerle iletişim kuran saf renkler kullandılar ve seyirciyi duygusal tepkiye davet ettiler. Kandinsky ona mahsus olarak araştırdığı spirtualite ve psikoloji ilişkisinin içinden çıkan etkileyici ve spontan renkleri biçimleri, çizgileri kullandı. Bilinçaltı düşünceden özgürce taşanları çalışmalarına yansıtmaya inandı.Kandinsky diğer ekspresyonistler ve sürrealist ressamlar sanatı psikolojik temele dayalı spontan olarak icra eden bir topluluk olmuşlardı. Bu yöntem odaklanmadan veya sansür koymadan düşüncelerden dökülenlere bilinçli olarak izin vermektir. Bu topluluk aynı zamanda Freud’ un “bilinçaltı zihni anlamak” ve “insan davranış biçimi klinik yöntemleri” araştırmasından oluşuyordu. Psikiyatri zihnin içsel çalışmalarını anlamaya girişmişken aynı anda sanatçılar çalışmalarındaki imgeleri gözler önüne seriyordu.Diğer sanatçılar sanatçı olmadan çocuklar ve aklı hastaları gibi spontanlığı keşfediyorlardı. Jean Dubuffet ve onun gibi birçok sanatçı “çiğ sanat” (art in the raw) akımını çıkarttılar. Dubuffet, Prinzhorn ve Morgenthaler koleksiyonundan etkilendi, çocukların ve ruh hastalarının sanat yapıtlarına dayanarak yarattı. Tek ve seçkin çalışmalardan oluşan bu akım günümüz sanatçılarına, sanat tarihçilerine, eleştirmenlere yansıdı. Dışarıda bırakılanların sanatına değer biçmeye ve bilgilenmeye götürdü. Dışarıda bırakılanlar önemli bir kavramdır. Bu sanat yapıtları, içinde bulunduğu durum veya yetersizlikleri insan deneyimleriyle paylaşmayı kabul ettirdi. Toplum içinde sıra dışı olanları, mahpusları, fiziksel engellileri ve yaşlıları da kabul ettirdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder